سون یازیلار

سون گؤروشلر

آرشیو


« انتشار آلبوم موسیقی محرمیه از سوی شهرداری استانبول | آنا یارپاق | باش ساغليغي »

Mevlana Celaleddin`inYaşmı ile Düşünce Biçimi Üzerine/ Süleymanoğlu

دوندوران ۴, ۱۳۸۸

Bu yazıcıq Türkmen-Özbek mutasavvifi; Mevlana Celaleddin`in ölümünün ۷۳۶. yıl dönümü dolayısıyla; Türkmen soydaşlarımın isteği üzere yövüş(qalem)e alınmıştır.

Yazıni PDF biçimində oxumaq üçün buraya tıxlayın.

Şu üç sözden yoqtur artıq; menim sözüm
Yandım; yandım; yandım (Divan-i Kebir)

Yaşamöyküsü (۱):
Mevlana Celaleddin;۱۲۰۷ yılında Belḫ`de anadan olmuş; ۱۷ Aralıq(Desambr) ۱۲۷۳ de Qonya`da ölmüşdür. Genç yaşlarında iken Moğol ordusunun anayurduna yaqınlaşması nedeniyle; atası başta olmaq üzere; tüm urlğu(ailesi) ile birlikte (۱۲۱۹ larda) Azerbaycan topraqlarından geçerek; Selçuqların yönetiminde olan -göreli (nisbi) barış ile göneç(refah\rahatlıq) içinde bulunan- Anadolu`ya gelmiştir. Mevlana`nın atası Bahaeddin Veled; tassavvuf ile ilgilenen aydın bir din bilgini olaraq; onun ilk öğretmeni de olmuştur. Bahaeddin Veled ۱۲۲۸ yılında Qonya`ya çağrılmıştı. O dönemde güvenli bir neçe kentlerden birisi olan Qonya`da; kendilerine sığınacaq bir yer arayan; ayrı ayrı İslam ölkelerinden gelen çoq sayıda bilgin; uzutçu(sanatcı); mutasvvif de bulunmaqda idi.
Görkemli tasavvufbilimci Annemarie Schimmel`in yazdığına göre:”…bu yüzden Qonya`dakı düşünsel; dinsel yaşam olduqça qışqırtıcı(provokativ) idi”. Dinsel oqutman kişliğiyle ün(şöhret) qazanan Bahaeddin Veled`in ölümünün ardından; oğlu Celaleddin yerine geçir. O bu dönemde; atasının öğrencilerinden olan; ayrıca tasavvuf ile de yaqından ilgilenen Burhaneddin Muhaqqiq`in öğrence(ders)lerini izleyerek; tasavvuf quralları ile ilkelerini öğrenir. Muhaqqiq; onu tasavvuf düşüncelerinin derin gizem(sırr\esrar)leriyle tanıştırır.
Mevlana`nın Suriye yolculuğu sırasında (۱۲۴۰) Şam`da ölen ünlü düşünür mutasavvif Muhyiddin İbni Arabi(İbnü`l Arabȋ ۱۱۶۵-۱۲۴۰) (۲) ile kişisel(şaḫsi); dolaysız ilişkisi olmamış olsa bile; onun önde gelen yorumcusu(mofesseri) Sadrüddin Qunevi (Qonyevi۱۲۱۰-۱۲۷۴); Qonya`da yaşamış; Mevlana ile ilişkide bulunduğu quşqusuzdur. Kimi tasavvuf öykunçcü(tariḫçı)leri; bu ilişkileri ”güçlü; qarşılıqlı sevgi dolu” bulsalar da; “iki gizemci(arif\mistik)nin ilişkilerinin söylenildiğı gibi yaqşı olmadığını”; “Mevlana`nin; İbni Arabi ile yorumcusunun yazılarını yasaqladığını”yazanlar da vardır. Annemarie Schimmel de Mevlana`nin“qurğusal bügüş”ü( (spekülatif hikmet) sevmediğini yazır; altını qoyucasına çizerek.

Tebrizli Şems ile qarşılaşma (۳):
Tebrizli Şems Türklerin sultanıdır Sultan çadırda değil şimdi;yürü! ovaya get (Divan-i Kebir ۱۱۹-۵)
Saltıq(mutlaq) bir ışıqdır Tebrizli Şems Güneşdir;tanrının da ışığıdır o
Yayğın bir söylenti(rivayet)ye göre; Mevlana ۱۲۲۴. yılın Ekim(Oktobr) ayının sonlarına doğru; Qonya`nın İplikçi Medresesi`nden miniği ile evine dönerken; Şems ile qarşlaşmıştır. Çoq da uzun sürmeyen görüşler sonucunda; Tabrizli Şems; altmış yaşına varmış Mevlana`da sönmez sonsuz bir tanrısal sevgi odunu tutuşturur. Bu saltıq tanrısal sevgi sonucunda“şeriatçi bir medrese faqih`inden” arınmış; evreni acunu(dünyayı) heçe sayan” : menim Şems`im; menim tanrım açıq derm odur tanrım” diye bağıran; ulu bir sevgi çılğını; gizemci bir şair doğumş. Özellikle ”doğruluq güneşi” adlandırdığı Tebrizli Şems`in; Qonya`dan ayrıldığından sonra; böyük oğlu Sultan Veled`in de dediği üzere: ”onu (Şems`i) kendi içinde ay gibi parlarken bulduğunu” görür. Bu deneyimden(tecrübe) doğan coşqulu; yüksek; eşsiz gazeller; daha doğrusu büsbütün “özdeşleşme duyğusuyla” ortaya qonulur. Kendi adını(maxlasini) bile bıraqıb; Şems`in adını qullanır. Bu deneyimi Mesnevi`de şöyle anlatır:
“Birisi geldi; bir yoldaşın; bir sevgilinin qapısını çaldı. Sevgilisi : -kimsin a güvenilir er? Dedi. Menem deyince; -get! Dedi; şimdi çağı değil. Böyle bir sufrada çiğ(ḫam) kişinin yeri yoq.
Çiğ kişiyi; ayrılıq odundan başqa ne pişire bilir; iki yüzlükten ne qutara bilir?
O yazıq er getdi; düz bir yıl yollara düştü; sevgilinin ayrılığıyla qıvılcımlar saçaraq cayır cayır yandı.
O yanmış yaqılmış kişi pişti olğunlaştı. Bir gün geri geldi; gene sevgilinin evinin çevresine düştü.
Yüzlerce qorquyla; çekinerek utanaraq qapını çaldı. Ne söyleyeceğini bilmeyirdi.
Sevgilisi; - qapıdakı kim? Diye sordu. Kişi; -a gönüller alan!” dedi; qapıdakı sen sin.
Sevgilisi; -“indiki men sin; (-sen; mene dönüştün artıq-) gel gir içeri!” dedi;
- ev dar; iki kişiye sığmayır”.

Mevlana`nın yapıtları:
۱-Divan-i Kebir. Tebrizli Şems adına Divan. Otuz min (۳۰ ۰۰۰) dize(misra)den aşqın gazeller ile rubaile. “Musluman gizemcileri (mistikleri) arasında esin(ilham)e dayanan bir yazar varsa; o da kesinlikle Mevlana`dır. Şiirlerinin böyük bir bölümünü esirme (vecd\ekstasiz) içinde iken Yazdırtmış olduğu söylenilir” der Annemarie Schimmel.
۲-İyirmi altı min(۲۶ ۰۰۰) dizeden oluşan Mesnevi. Mevlana`ca “yokluq dükanı”; “gök nerdivanı” adlanan bu öğretici(didaktik) yapıt; öykü ile öğüt(masal\nağil) biçiminde yazılmıştır. Mesnevi; on üçüncü yüzyılda bilinen; neredeyse usa gelebilecek; tüm tasavvufsel quram(teori)ı qapsar(ihtiva eder). Ancaq Mesnevi`den bir dizge(sistem) çıqarmaq neredeyse olanaqsızdır”; der Annemarie Schimmel. Mevlana Mesnevi`ye yazdığı arabçe onsözde: “gerçekten de Mesnevi Evrenin İdisi(Rabbü`l-alemin)ce esin(ilham) olunmuş bir tezginç(kitab)dır” demektedir; İbni Arabi`nin başyapıtı sayılan Füsüs-ül-hikam`i; İslam yalvacı(peyğemberi)`ndan edindiği bilgiler doğrultusunda yazdığı savunda(iddiasında) bulunduğu gibi.
۳-Usdeyisel sav(mentiqsel tez)ın yerine şiirsel imgelem(ḫayal)i qoyan; ancaq şiirleriyle qarşılaşdırılır düzey(sevye)de olmayan Fihi ma fih (Sufra Söyleşileri. tacikçe-arabçe). Meliha Ambarcıoğlu`nca (۱۹۵۴ İstanbul) Türkçe`ye çevirilmiştir.
۴-Mevaizu Mecali`s- Seb`a ( yedi Öğrence\konuşma`dan oluşmuş ). ۱۹۳۷`de Nafiz Uzluk`ca Türkçe`ye çevirilerk yayımlanmıştır.
۵-Mektublar (۱۴۷ mektub). Mevlana`nın Mektubları; A. Gölpınarlı`nın açıqlamalarıyla ( İstanbul ۱۹۶۴) yayımlanmıştır.

Mevlana`nın Qullandığı Dil:
Mevlana bir Türk olaraq; yapıtlarını tacikçe yazdığı için; Türk ulusunca olduğu gibi tanınmamıştır. Onu qutlu; yüce; tanrısal bir varlıq olaraq; bir “Üstinsan” gibi görenler de az değildir. Özellikle Türkiye`nin yoz yobaz şeriatçilarının; Mevlana`yı göklere qaldırıp “hazret-i Mevlana” dedikleri kişi; kesinlikle bizim bildiğimiz tanıdığımız Mevlana değildir. Quşqusuz bu tür aşırı; bilim dışı yanaşımların böyük çoğunluğunun; bilgisizlik nedeniyle ortaya çıqaraq; Mevlana`nın; ayrıca mevleviliğin gerçek öz tözünü bilmeden qaynaqlanmqtadır. Bu da Mevlana`nın değişilemez acı yazğı(Qader\muqadderat)sı olsa gerektir. Bilindiği üzere ۱۶-۱۷-üncü yüzyıldan beri; Mevlana`nın yapıtları ayrı ayrı yazarlar; çevirmenlerce Türkçeye çevirilmiştir. Bu çeviriler ne denli(qadar) güzel olursa olsun; Türk ekin(kültür) alanına girmemektedir. Acaq Mevlana da; Genceli Nizami gibi yeri gelince yapıtlarında; Türkü\Türkleri ululamış; onlar için olduqça güzel; yüksek övgüler yağdırmış:
 “A qara yüzlü doğa(tabiat) yürü; gene Hind ülkesine get! A Türke benzeyen sevgi(aşq) at sür; Cend kentine var!”
“Hindlilerin arasında Türk; gece içinde bir gündüzdür. Geceleyin gürültüyü bıraq; nitekim o Türk çadıra girdi artıq”.
“O Ḫitay Türkünün saçından saçılan yıpar(etir); ne Tatar(moğol demek burada) ülkesindeki miskte; ne de laden qoqusunda bulunur”.
“Hamd olsun tanrıya! Ay gibi bir Türke qulam men. Öylesine güzel ki; gök yüzü güzelleri bile; güzelliklerini ondan almışlar”.
“Türk ona derler ki yiz(köy\kend); onun qorqusundan ḫaraç(bir tür vergi)dan arqayın(emin) olsun. Türk ona demezler ki acgözlüğünden(tamahından) her qutsuzun şapalağ(sille)ına dözüp de dinmesin”.
“Türk üzerine kötü bir sanı(zann)ya qapılma; onu qaralama(töhmet altına alma); Hindu gibi terslik yapma (inada düşme); yürü ey yol arqadaşı qoş!”.
“Men Türkem esrik(mest) türkçe tulum(silah) quşandım; yize(köye) girdim de; yiz aqasına -esenlik sana! Dedim”(۴).
Ayrıca bir dörtlüğünde de; ana dilinde yazmadığı için sanki soydaşlarından üzür dilemek istemişti(۵):
“Yad tutmayın(sanmayın) meni; bu yizdenem men Sizin yizinizde evimi arayıram men Yağı(düşman) yüzlüisem de; yağı değilem Hindce söyleyirsem de; özüm köküm(aslim) Türktür”.
(Bigane megirid mera zin küyem Der küy-u şuma hane-i ḫod micuyem
Düşman neyem; her çend ki düşman rüyem Aslem Türkest; egerci hindu güyem).

Mevlana`nın gizemci düşünceleri üzerine qısa bir açıqlama:
Mevlana`nın mutasavvif bir şair olduğu aydındır. Soru ise; onun nece bir mutasavvif olduğudur. Mevlana`nı tanımaq için ilkönce Tasavvufun ne olduğunu belirmek gerekir. Tasavvuf İslam evreninde; Yunan felsfesi çizgisinde gelişen “felsefe” ile İslam düzence(disiplin)sinde tanrıbilim(teolojik) alanına ağırlıq veren; “kelam”geleneği gibi iki qarşıt düşünce biçimi arasında; üçüncü bir çığır açmağa çalışmıştır. Öykünçsel(tariḫsel) olaraq: Bayezid-i Bestami (ö. ۸۷۴); Cüneyd-i Bağdadi (ö.۹۰۹); Hallac-i Mansur (ö.۹۲۲); Şehabettin Sühreverdi (ö.۱۱۹۱) gibi mutasavviflerle gelişib; özellikle İbni Arabi`ce düşünsel bir anlatıma(ifadeye) qavuşturularaq felsefeselleşmiştir. Tasavvuf özgün anlamda; tinsel bir evrengörüşü(dünyagörüşü) olaraq; başlıca kişioğlu ile tanrı üzerine ortaya qoyulmuş; yaşanası gereken; felsefe dışı(ğeyr-i felsefi); bilim dışı; neredeyse çelişkili(mütenakız); düşün(ide)ler yığınıdır. Tanrı`nı tek gerçek(lik) olaraq menimseyen; Varolan(mocud) tüm nesneleri; olayları; görüngü(fenomen)leri; yüce (uca) bir Varlığ(Tanrı)ın belirti(tecelli)si olaraq gören tasavvuf; kişioğlunun yaşamının en yüksek ereğinin(maqsed); tanrı`ya ulaşmaq; onunla birleşmek (onda erimek: damlanın denize qarışması; denizleşmesi gibi) olduğunu ireli sürer (۶).
Tasavvuf en gelişmiş biçiminde ise; kişioğlunu bütün evreni; bir bütünlük içinde yansıtan; tanrı`dan gelib gene tanrıya dönecek olan ölümsüz bir Öz(mahiyet\zat)ün; bitmeyen bir yaratıcı gücün daşıyıcısı olduğunu dile getirerek; böylece başlıca ”Varlığın Birliği”ni(Vahdet-i Vücȗd) menimsemektedir.
Varlığın Birliği Quramı; kapsamlı bir biçimde; -düşünsel olaraq- ünlü İslam düşünürü Muhyiddin İbni Arabi`ce quramsallaştırılmıştır. Onun Varlığın Birliği; bir tümtanrıcılıq (qamutanrıcılıq) değil de; bir tür tüm-sal-tanrıcılıq (qamu-sal-tanrıcılıq) olaraq nitelenir. Bu düşnceye göre: Doğa ile tanrı bir(aynı) değildir. Doğa yanlızca tanrı`nın bir otrataya çıqış(zuhür) biçimidir. Onun “gizemsel felsefesi”; eski sufilerden (özellikle Hallac-i Mansur); işraqçilikten; Platonculuqdan; Yeni Platonculuqdan; Yahudi Kabalizmine dek bir çoq öğretinin bağdaştırmacılığı(senkretizmi) görünümündedir. İbni Arabi`ye göre: tüm sorunlar(problemler); tanrı sorununda toplanarak; yalnızca onunla açıqlanır. Evernsel olan tüm nesnelerde tanrı görünür. Ayrıca herhansı bir nesneye vurulan(aşıq olan) -ne olursa olsun- gerçekte tanrıya vurulmaqtadır.
Ayrıca Varlıq Birliği`ne qarşı çıqıb eleştiren; İslam dini qarşıtı olaraq değerlendiren mutasavvifler de; Sezgisel Birlik (Vahdet-i Şühud) diye tasarımladıqları düşünceyi menimsemişlerdi. Mevlana`nın Sezgisel Birlikçi olduğu; çoq sayıda tasavvuf araştırmacılarınca savunululmaqtadır. Bunula birlikte; Varlığın Birliği anlayışını yansıtan şiirlerin de (özellikle Divdn`da); Mevlana`dan olmayıb; sonralar onun Divan`ına artırılmış olduğu ireli sürülmektedir.
Varlığın Birliği anlayışı ise; yuqarıda değindiğim üzere; bir tümtanrıcılıq(qamutanrıcılıq) (pantheisme) değil de” bir tüm-sel-tanrıcılıq (pan-en-theisme) olaraq nitelenmelidir (۷). Bu qavram; tüm nesneleri; varolanları tanrı sayan tümtanrıcılıq önünde; Alman düşünürü Krause`ce kendi öğretisini adlandırmaq için üretilmişti (System der Philosophie; ۱۸۲۸). Krase`ye göre: her şey tanrı değildir. Ancaq tanrıdan içkin (immanente=mondemec)dir. Ayrıca Fransız düşünürü Malebranche da bu görüştedir. Tüm nesneler tanrıdan çıqmıştır. Tanrı ancaq başqa bir varlıqdır. Doğa ile tanrı bir değildir. Doğa yalnızca tanrı`nın bir belirmesi ile ortayaçıqması(zuhuru)dır.
Mevlana`ya gelince: tanrı; Ses ile Söz olaraq Kişioğlu`nda belirmiştir; der. Evren(alem)`deki tüm varlıqlar yalnızca; tanrı`nın ayrı ayrı görünümü ile belirme(tecelli)sidir. Ancaq kişioğlu; bunların en üstünüdür. Tanrı kendi nitelik(keyfiyet)lerinden en önemlilerini -böyük çoğunluğunu- kişioğluna qutlu bir bölek (hediye) olaraq vermiştir. Kişioğlu ise; kendisinde gizli olan bu “tanrısal giz”e(ilahi sırre); “aşq”(tanrıya duyulan derin sevgi) ile erişerek; Bilgi (arabçe: irfan) yiyesi olur. Evrensel(cihanşumul) devinim(hareket) de; dönme(sema)ler(۸) yoluyla gerçekleşir. Devindirici Güç ise; başlıca Aşq (sevgi)dır: “sevgi her şeyi degişir”. “sevgi Ermeni`ni bile Türk yapır” der Mevlana (Divan ;۴\۲\۵).
Mevlana başqa bir şiirinde: ;aşq imiş herne var evrende bilim bir dedi qodu(qil-u qal) imiş ancaq” der. Mevlana`ya göre tasavvufsel aşq:”çocuqlara sut; böyüklere bal; olğunlara geminin batmasına neden(sebeb) olan son yük…”dür. Bununla birlikte Mevlana; eski Yunan felsefesinden yola çıqaraq; Sevgi qavramını varlığın temel daşına dönüştürmeye çalıçır(۹). Mevlana`nın şiirlerinde (özellikle Mesnevi`de); düzensizlik; dizge(sistemsizlik)silik egemen olsa da; İbni Arabi`den etkilenerek; bilgi qaynağı üzerinde söyledikleri; neredeyse daha düzenlice görünmektedir. Bilindiği üzere; İbni Arabi için; bilgi qaynağı üçe bölünürdü:
۱- Us (aql) yoluyla alğılanan(derk edilen) ussal(aqli\rasyonel) bilgiler.
۲- Duyum(ehsas\his\sansasion)lar yoluyla qazanılan “içsel duyarlılıq”(hal) bilgisi.
۳- Üçüncüsü ise; en yüksek bilgi türü olaraq “Qutlu(muqaddes); inanılır-güvenilir özüt(Emin Ruh)ün gönüle(yüreğe) üflediği (arapçe: nafeḫto) Giz Bilgisi`dir(Arabçe: Elm-ul Esrar).
Doğrudan doğruya tanrıdan gelen; ancaq yoğun bir tasavvfsel eğitimden sonra elde edilen bu son bilgi türden bilgi; varlığın gerçek bilgisini ortaya çıqarar. Mevlana`da ise bir felsefsel dizge olmadığına qarşın(rağmen); bilgi qaynağı qonusunda derinden İbni Arabi`den etkilendiğinden dolayı; daha düzenlidir. Buna göre onu Varlıq Birlikçi adlandırmışlardır.
Düşünsel açıdan Mevlana; Platoncu düşünceden yola çıqaraq: Tanrı Yaratan değil; beliren(tezahur eden)dir der. Bu anlayışa göre tanrı; her türlü evrensel varlıqda belirlendiginden dolayı; musluman ile oda tapan(ın) arasında bir ayrım(farq) yoqtur. Bilindiği üzere; Platon felsefesinde tanrı bir Biçimlendirici; bir Yapıqçı(mimar\ Demiourgos)dır; İslam`da olduğu gibi Yaratan(ḫaliq) değildir.
 Mevlana: “bizim yolumuz; şu güzelim acun(dünya)da yaşamaq yoludur” der bir şiirinde tanrıbilimsel(teolojik) kavramlara aldırmadan. Ayrıca o: “yetmiş iki ulus(un) gizini bizden eşit!”; “biz bir tutuq(perde)dan yüzlerce ses çıqan ney`iz” diye; tüm dinlerin inançların; düşüncelerin öte(mavera)sine çıqmaq ister. Bir de Mevlana: “Türk sürekli türklükte bulunur; tacik taciklikte. Mense bir an gelir Türk oluram; bir an olur taciklik edirem” (Divan ۱۱۳\۱) dediğinde; dillerin; ulusların; ötesine çıqmağı denemiştir sankı.
Bundan başqa; Mevlana gene de Platon`nu göz önune alaraq; Bilgi kişioğlunu o biri varolanlardan üstün qılar. Evrenin bütün varlıqları arasında bilgiye ulaşmış olan tek varlıq kişioğludur der. Bundan dolayı kişioğlu; “evrenin özü-tözü(mahiyet-cevher) olaraq; “tanrı`nın sözü”(Kelam ullah)dür. Evrendeki varlıqlar tanrı`nın belirtisi iseler de kişioğlu; bilgi yiyesi olduğundan dolayı; hamısından üstün sayılır. Mevlana Platoncu; Yeni Platoncu; (Plotinosçu) kavram düşüncelerle Islam inançlarını birleştirerek; bir çeşit ”kişisel-bireysel(ferdi) din anlayışı” da ortaya atmış olur. Mevlana Yeni Platonculuq etkisi altında: kişioğlu yalnızca sevgi ile tanrı`yla birleşebilir; der. Mevlana`nın kimi şiirlernde; şeriatçiliğe qarşı çıqaraq: Dinin dış yüzü ile yüzeyi kişioğullarını “doğruluq”(haqiqet)dan uzaqlaştırır. Dinin Özüne; iç yüzüne varmaq; derinliğine enmek gerekir: “Quran`ın özüne tözüne vardıq biz qabığını köpekler önüne attıq biz”(Mesnevi) diye (۱۰) bağıran Mevlana; daha da irelileyerek: “görünüş(zahir)lerin ötesine çıqanlar için; Musa ile Firon barışıb birleşerler” demekdedir.

Mevlana`nın qalıtı:
Sonuç olaraq; bu gün Mevlana`nın qalıt(miras)ından qonuşmaq; özellikle biz Türkler için olduqça çetindir. Sözsüz yapıtlarının; Tacik yazın(edebyatı)ının gelişim değişim sürecinde böyük bir payı olmuştur. Mevlana`nın Tacikçe yazması ancaq; Türk yazını öykuncünde yıqıcı bir geleneğin de kökleşmesine neden olmuştur. Nitekim çoq sayıda Türk yazar şairi; onu izleyerek Tacikçe yazmışlardır. örneğin Mevlana`nın böyük oğlu Sultan Veled (۱۲۲۶-۱۳۱۲); atasına öykünerek; yapıtlarının neredeyse tümünü Tacikçe yazmıştır (۱۱).
Düşünsel açıdan ise Mevlana`nın; seçmeci(éclectique); tutarsız; ayrıca toplum dışı düşünceleri (۱۲) yalnızca bir-iki öğreti(doktreyen) dışında (۱۳); artıq günümüz çağdaş düşünce biçimine tümüyle qarşı çıqmaqtadır. Bundan dolayı; günümüz modern kişioğulları için yararlı; yol gösterici; qılavuz olamaz doğal olaraq. Açıq söylemek gerekirse; bu tür felsefe dışı; bilim dışı; gizemci qarma(qarışıq); seçmeci düşünce yığınları; artıq ortaçaq öykuncüne(tariḫine) qavuşaraq; qaranlıq geçmişe ilişkindir.

Quşqusuz Mevlana Celaleddin; Genceli Nizami gibi; uyğarlığımızın bir parçası olaraq; Tacikçe yazdığı için ekinimize(kültürümüze) ilişkin değildir yazıqcasına. Ancaq Yusuf Ḫass Hacib; Yunus Emre; Amir Alişir Nevayi; Nesimi; Fizuli; Baqi; Nedim; Mahtumqulu; Pir Sultan… Türkçe yazdıqları için (felsefece düşünceleri ne olursa olsun); ekinimizin ayrılmaz parçasıdırlar. Bilindiği gibi Ekin; Dil üzerine qurulmaqtadır. Türk Ekini dediğimizde; dinine inancına qarşın; ilkönce Türk dili; ayrıca bütün Türk ulusunun yarattığı öykünçsel(tariḫsel); düşünsel; tinsel varlıqdır. Uyğarlıq ise; daha çoq geçmişe ilişkin olan; ortaq bir varlıq olaraq; bir neçe dil; din; ulus; töre birleşmesi sonucunda ortaya çıqar: İslam uyğarlığı; Mesihi(Hıristiyan) uyğarlığı gibi örneğin.

Bu qısa yazını Mevlana`nın olduqça güzel; üstelik modern dil anlayışına da uyğun iki dizesiyle bitirmek isterdim:
Senin dilin olmasa; özütün(ruhun) qulağı olmaz
Senin qulağın olmasa; özütün dili olmaz.

Dipyazılar :
۱-Şemseddin Ahmed Aflaki (۱۲۹۱-۱۳۶۰); Menaqıbül Arifin`de Mevlana`nın doğum gününü; ۳۰ Eylül (Septambr) ۱۲۰۷ olaraq yazar. Sultan Veled ise; Mevlana`nın ۱۲۱۲ yılında Belḫ`den çıqtığını yazar. Kimi araştırmacılar; Mevlana`nın ۱۲۱۸-۱۲۱۷`lerde Belḫ`den ayrılmış olduğunu yazarlar. Mevlana`nın yaşamöyküsü olduqça ayrıntılı bir biçimde; Helmut Ritter; Mehmet Önder; Abdülbaki Gölpınarlı`ca işlenmiştir. Neşet Çağatay adı çekilen güvenilir qaynaqlara dayanaraq: Mevlana`nın kendisinin de dediğine dayanaraq -altmış(۶۰) yaşlarında(۱۲۴۴`de) Şems`le Qonya`da buluştuğuna göre-; Mevlana ۱۱۸۶ yılında doğmuş; Belḫ`den ayrıldığında ise aşağı yuqarı ۲۰ yaşında olması gerekirmiş; der (Baq! “Mevlana`nın yazı dili niçin Farsça`dir; Belleten; y. ۳۷; sayı ۱۸۵; yıl: ۱۹۸۴).
۲- Mutasavvifler arasında “Şeḫü`l-Ekber”(en böyük şeyḫ) olaraq anılan İbni Arabi; İslam mutasavvifsel düşüncesinin en önemli düşünürüdür. Geride yüzlerce yapıt bıraqan düşünürün; en önemli çalışmaları arasında: Futuhat-ül-mekkiyye ile Füsü-ül-hikam başta gelir. Futuhat ise; İslam inancının tasavvuf yolunun aşamaları açısından; tartışıldığı ansiklopedik bir yapıtdır. Olduqça uzun; qapsamlı bir yapıt olması nedeniyle; öteki yapıtlarına göre gözardı edildiği söylenebilir.
Bundan başqa daha az oylumlu(hacimli) olan Füsüs ise; İbni Arabi`nin doğrudan kendisine görünen İslam yalvacı`ndan edindiği bilgiler doğrultusunda yazdığını ireli sürer. Qırqdan artıq yorumu(tefsir) ile açımlaması(şerh) bulunan bu tezginç (kitab); tasavvuf öğretisinin başyapıtlarından biridir.
İbni Arabi tanrısal(ilahi) olanın us yoluyla tam olaraq bilinmeyecğini savlamış; evrende ne varsa hamısını tanrı`nın kendini gerçekleştirmesi; ortaya qoyması olaraq yorumlamış; tek; ayrıca biricik(yegane) olan tanrı`nın kendini çoqluqta gösterdiğini ireli sürmüştür. Boylece kişioğlunun yapması gereken; bu çoqluğun arqasında bulunan birliğe ulaşmaq olaraq tanımlanmıştır. Bunun yolu da kişioğlunun kendinden vazgeçib; saltıq birliğin ayırdına varması; böylelikle evreni hem birlik hem de çoqluq olaraq görmesi; sonuç olaraq yaratılmışlarda tanrı`yı; tanrı`yı da yaratılmış olanlarda bilmesi(bulması) biçiminde açıqlamıştır. Varlıq ile Bilgi sorununu bu biçimde çözen İbni Arabi; çözümünü ortaya qoyarken; Varlığın Birliği öğretisi çerçivesinde Aqma(feyz); hulul (girme\sinme); yetkin kişi (insan-i kamil) gibi qavramlardan da yararlanmıştır (ayrıca baq! Eklere). Sözcük anlamı “taşma”; “çoğalma” “aqma” olan; İslam felsefesinde bütün bilgi ile varlıqların tanrı`dan qaynaqlandığını; onun birer görünümü olduğunu anlatan bu qavram; oluş ile varlığı açıqlamaq ereğiyle qullanılmıştır. Ayrıca bu tasarım; tüm varlıqların sürekli olaraq tanrı`dan çıqıb aqmaqta olduqlarını dile getirir. Bütün varlıqlar; tanrı`dan çıqıb aqmaqtadırlar. Evrenin; tanrı`dan başlayaraq geliştiği düşüncesi ilkin; Aristoteles tanrıbilimiyle ortaya atılmıştır. Bu gelişme suyun aqması; güneşin ışığının açılması`na benzetilir. Bununla birlikte Arepçe: “zuhur” (yüzeçıqma\émergence); “sudur” (türüm); “huruc” (çıqış\insurrection); “nüzul” (inş); terimleri de aynı anlamı dile getirmek için qullanılır. İbni Arabi`ye göre: “Feyz” (aqış) evrende sürekli bir oluşa; gerçekleşmeye qarşılıq gelir. Yuqarıdan aşağıya doğru aşama aşama tanrı`dan türeyen; “türüm”(sudur) eden varlıqlar sonunda yine tanrı`ya doğru yükselerek “uruç”(ağış\ yükseliş) edecektir. Yeni Platonculuğun “türüm” öğretisinden qaynaqlanan; ayrıca Farabi ile İbni Sina`nın felsefesine dayanan “feyz” tasarımı; “oluş”u neden-sonuç ilişkisinin doğal bir sonucu olaraq görüb; tanrı`nın yaratım sürecindeki saltıq istencini (mutlaq iradesini) yadsıması nedeniyle bir çoq İslam tanrıbilimcilerince eleştirilmiştir.
۳- Mevlana “altmış yaşımda yakaladın meni” der. Tebrizli Şems; son araştırmalara göre: ۸ Aralıq (Desambre) ۱۲۴۷ günü; Mevlana`nın ortanca oğlu; Alaeddin`in de bulunduğu yedi(۷) kişice öldürülüb; bir quyuya atılmıştır.
۴- Baq! Mevlana`nin Eselerinde Türk Boyları ve Türk kelemesinin Değerlendirilmesi; Mujgan Cunbur Eski Türk Edebiyatı Araştırmaları; P. D. Amil Çelebioğlu; y. ۵-۲۸. Ayrıca Mevlana`nin kimi şiirlerinde; Türklere qarşı olumsuz sözler söylediği de; kimi yazarlarca ortaya atılmıştır: Vecihi Timuroğlu; Bilimin Bağımsızlığı ve Türk-İslam Sentezi Üzerine; abc dergisi; Eylül ۱۹۸۹; sayı ۴۲; y. ۲۲-۲۶. Ayrıca baq! Aflaki; Manakib`el Arifin; T.T.K; Ankara ۱۹۸۰; c. Xİ; y. ۲۶۲.
۵- Mevlana; Rubailer; A. Gölpınarlı`nın Çevirisi; y. ۱۵۹; İstanbul ۱۹۸۲.
۶- Gözümi aç! Kim seni bellü görem Damla gibi denize girem duram
Nitekim damla denize qarışur İki qalmaz damla; deniz(le) bir olur
Ben daqı damla gibi; deniz olam Ölmeyem deniz gibi; diri qalam
Ben bulara eydürem; kim ol yüzi kimse görmez; girü görür kendüzi Sultan Veled
(Gözümü aç da seni açıq bir biçimde göreyim Damla gibi denize gireyim -orada- qalayım
Damla denize nece qarışırsa; iki qalmaz Damla ile deniz -artıq- bir`dir
Men de damla gibi; deniz olayım Ölmeyayim; deniz gibi diri qalayım
Men bunlara söyleyirem; o yüzü Kimse göremez; yine kendisi kendini görür ).
۷- Panthéisme; genel anlamda doğa ile tanrı`yı özdeş (aynı) olduğunu ireli süren; bu çoq eskilere uzanan düşünce biçiminin ayrı ayrı türleri de bulunmaqtadır. İngiliz düşünürü Toland`in ۱۷۰۵ yılında önerdiği “pantheism”`lerin ortaq yanı doğa ile tanrı`yi bir (aynı şey) saymalarıdır. Kökü Platon`da bulunan İskenderiye Tümtanrıcılığı(Pdnthéisme Alexandrin)na göre; gerçek olan yalnızca tanri`dir. Tüm nesneler; yaratıqlar tanrı`dan türemiştir. Böylelikle özdeksel(maddi) evren; tinsel bir töz(cevher)`den oluşmuştur. Bu anlayış da iki biçim almıştır: ۱- Evren tanrısal belirmedir savını ierli süren görüşe “türümcü tümtanrıcılıq” (Panthéisme d`émanation) deyilir. ۲- Evren tanrıdan içkin`dir görüş ise “içkini tümtanrıcılıq” (Panthéisme d`immanence) adlanır. Ayrıca evreni bir özüt(ruh)`ün doğalaşaraq oluşmaqta bulunduğunu ileri süren Hegelci tümtanrıcılıq de; bu açıdan oluşçu tümtanrıcılıq (Panthéisme du devenir) adını alır. Bütün bunların qarşısında tümtanrıcılığı özdekçi (materyalist) bir anlayışla tasarımlayan öğreti yer almaqtadır. Bu anlayış(lar)a göre; gerçek olan evrendir. Tanrı; evrende bulunan bütün varlıqların toplamıdır. Böyle olunca da; tanrı özdeksel bir töz`den qaynaqlanması demektir.
۸- Kimi tsavvufsel inançlara göre: Evren; göklerin; ulduzların Dönme(sema)leriyle oluşmuştur. Mevlevilik`te de: tanrıyla birleşme; tanrılıq giz(in)e erişme; dönme temeline dayanan; dönme adı verilen müzikli-şiirli danslarla gerçekleştirilir. Olduğu yerde dönerek yapılan bu oyun sonucunda; kişioğlu böyük bir başdönmçsiyle tanrılaşır. Kimi araştırmacıların dediğine göre: dönme törenlerinin çoq eski Kybele tapımı`ndan qalma bir Anadolu geleneğidir. Anadolu`da; Pessinus`ta her yıl Mart ayının yirmi ikisinde başlayan Kybele Bayramlarında rahipler; mevleviler de olduğu gibi; qadınsı eteklerini savuraraq; flütle çalınan bir müziğin temposuna uyaraq; olduqları yerde fırıl fırıl dönerler; böylelikle esirme`ye (cezebe) girerek kendilerinden geçerlerdi. (Felsef Ansiklopedisi; c. ۴; y. ۱۵۲-۱۵۳).
۹- Musluman mutasavviflerinin en önemli başlıca qavramlarından biri de Sevgi terimidir. Bu terim neredeyse tasavvuf düşüncesinin en temel qavramlarından birine dönüşmüştü. Tanrı`nın varlığını; birliğini; niteliğini Varlığın Birliği demek; yaratılan ile yaratanın bir oluşu öğretisiyle açıqlama yoluna giden tasavvuf öğretisi; Evren`ın yaratılışı “gizli gömü”(kenz-i maḫfi) hadisine dayanır. Hadis bilimciler`ce uydurma hadis (“hadis-i mevzü”) diye değrlendirdiğleri; -buna qarşın mutasavviflerin sürekli savunduqları- bu Hadis`e göre; tanrı evreni “gizli bir gömü iken tanınmayı”; başqa bir sözle; “gizini açmayı” istediği için; “gözelliğini doya doya gördürtmeyi” dilediği için yaratmıştır. Ayrıca tasavvuf anlayışına göre evrenin yaratılış; varoluş nedeni “bilgi” ile “sevgi”dir. Evren de “saltıq gözellik”(cemal-i mutlaq) olan tanrı`nın gözelliklerini yansıtan bir gözgü(ayna)dür. Dolayısıyla gözele vurulan (aşıq olan) kişioğlu da daha doğrusu tanrı`ya evrende yansımasını bulan; tanrı`nın saltıq gözelliğine vurulmaqtadır (ayrıca baq! Eklere).
۱۰- Başka bir çeviride: Biz Quran`ın özüne tözüne varalım Qalanı ne varısa; eşekler önüne atalım.
۱۱-Sultan Veled`in İbtida-Name(Veled-Name)sinde ۱۵۲ dize Türkçe şiir;( Rebab-Name`nin tümü farsçadır); Divan`ında ise yalnızca ۳۲۴ dize Türkçü şiir bulunmaqtadır. Ayrıca sultan Veled`in yapıtları arasında; Yunanca yazılmış şiirler de bulunmaqtadır.
۱۲- Musluman tasavvufu başda olmaq üzere; Mevlana Celaleddin`in gizemci düşünceleri Seçmeci bir düşünce biçimidir. Seçmecilik (électisme\telfiq) ise; değişik türlerdeki düşüncelerin keyfe; yarara göre seçilmiş oğeleri uyumsuz olaraq birleştirme çabasıdır. Mevlana`nın düşünceleri; özellikle Mesnevi`de tümüyle seçmecidir. Ayrıca Seçmecilik ile Bağdaştırmacılıq (syncrétisme\te`lif) qarıştırılmamalıdır. Örneğin Mevlana`nın düşünce biçimi seçmeci; İbni Arabi`nin düşünce biçimi baqdaştırmacıdır. Birincisi olumlu(pozitiv); ikincisi ise olumsuz(negativ) sayılır.
۱۳ -Bir: göreli(nesbi) ḫoşgörü(tolerans). İki: dini; kişisel-bireysel-insancıl bir inanca dönüştürme çabasında bulunduğu için; Mevlana celaleddin uyğarlığımız öyküncünün qalıcı kişlerden biri olaraq; bellklerimizde yaşacaqtır. Bununla birlikte; bir neçe acı gerçeği de söylemek gerekir. Ḫoşgörü ile dini kişisel-bireysel-insancıl inanca dönüştürmek; İslam sonrası Türk düşünce öyküncünde Kutadğu Bilik`le başlar. Ancaq eksiksiz dinsel; düşünsel; toplumsal Ḫoşgörü; ulu Türkmen ḫocası Yunus Emre`nın adıyla özdeş(aynı)dir. Yayğın söylentilere göre; Mevlana ile oğlu Sultan Veled`le de görüşen Yunus Emre; Mevlana`nın seçmeci; Yeni Platoncu; tutarsız düşüncelerini; özellikle Sultan Veled`in qurduğu “mevlevilik tariqati”ni sevmemiştir.
Mevlana`nın Sadrüddin Qunevi`nin yazılarını yasaq ettiği bir dönemde; Yunus Emre örneğin:
Her kim bizi yerer ise; haq dileğin versin ona
Urmaqıma(vurmaqıma) qasd edenin; düşem öpem ayağını
Çırağuma taş atanun; haq yandırsun çırağını.
Yetmiş iki milletin ayağın öpmek grerk; diyen Yunus Emre; “yaqşılığın qarşılığı yaqşılıq; kötülüğün qarşılığı kötülük” diyen Mevlana`yı qarşılaştırmq doğru olmasa gerektir. Ayrıca Mevlana gibi bir mutasavvife yaraşmayan olduqça gerici düşünceler de bulunmaqtadır. Örneğin zencilerin(qara derileri) aşaqılıq bir soydan olduqları; kadınların doğuştan kötü; alcı(hilekar) olduqları; Yahudileri ise; yalnızca inançlarından dolayı pislemek; “piç”(haramzade) olduqlarını söylemek; bunların bir neçesidir.
Bundan başqa; Mevlana bütün insancıl görüşüne qarşın; kişioğullarını şeriatin bağnaz(fanatik) ölçülerine göre değerlendirir kimi yapıtlarında: iki rekat yükünçü(namaz) acun(dünya) ile acunda olan nesnelerden daha üstün görür(hayırlıdır der). Ancaq yunus Emre örneğin şöyle qoşmaqtadır:
Ben oruç namaz için sücü(şarab) içtim
Tesbih -u- seccade için; dinledim(çaldım) şeşte qopuz(altı telli qopuz)
Ben ayımı yerde gördüm; ne isterem gök yüzünde
Benim yüzüm yerde gerek; bana rahmat yerden yağar.

Ben gelmedim dava (qvğa) için
Benim işim sevi için
Dostun eli gönüllerdir
Gönüller yapmağa geldim.

Açıqlama:
İslam tasavvufunun anaul(ana temel) qavramlarından olan Varlığın Birliğı`ni; qapsamlı bir biçimde qavramaq için; onunla yaqın ilişkide bulunan ögeler aşağıda; qısa bir biçimde özetlenmiştir.

Ek (۱):
Varlığin Birliği (vahdet-i vücud) özet olaraq: “birlik”(tevhid) inancnı; kelamcıların (örneğin Mu`tezile`nin) yaptığı gibi “tanrı`birliği”ni Us(aql) yoluyla qanıtlamaq çabasından artıq; onun aşqın(müteal\transcendant) varlığıyla bütünleşmeyi gerektirir. Yeni Platonculuğun etkisiyle İslam felsefesine giren “türüm”(sudur\émanation) quramına göre; yaratılan ne varsa hamısı tanrı`dan çıqmadır. Sonunda da yine tanrı`ya dönecek olan bu varlıqlar; tanrı`nın bu acundakı görünüm(manzara)leri olmanın ötesinde tanrı`nın kendisidir. Bu öğretinin İslam felsefesinde quramsallaştırılmasında tasavvuf düşünürleri “feyz”; “hulul”; “uruç”; “insan-i kamil” gibi qavram\tasarımlar(tasvvurlar) qullanmışlardır. Özellikle ünlü düşünür İbni Arabi`ce geliştirilen bu yanaşım; kimi İslam düşünürlerince bir tür tümtanrıcılıq olaraq qapsamlı bir biçimde eleştirilmiştir.

Ek (۲):
Sevgi(aşq) qavramının kökü çoq uzaqlara uzanmaqtadır. Ilkçağ Yunan felsefesinde sevgi sözcüğü üç terimle dile getirilirdi: ۱- agape. ۲- eros. ۳- philia. “Agape”; ilkçağ Yunan felsefesinde: qarşılıq beklemeksizin duyulan; tinsel bir temeli olan sevgi için qullanılırdı. Agape; içerisinde mencilliği; cinsel hazları de bulunduran “eros”a qarşit(zit\zidd) biçimde; çıqar gözetmeyen; arqadaşca; qardaşca beslenen sevgiyi belirtirdi. ۲- “Eros”; istek; dilek; sevgi anlamını daşıyan bu sözcük; Soqrates öncesi düşünürler için: her türlü yaratılışın ana ilkesi; evrensel bir güçdür. Yeni Platonculuq`da; özellikle de Plitinos`da eros; Varlıq`dakı “gizemli birlik”i göstrmek için qullanılmıştır. Bu qonuyu Platon “Şolen”de; Aristoteles ise “Metafizik”de ele almışlardır. ۳- “Philia”; qoldaşlıq(dostluq) ile sevgi anlamını daşıyan bu sözcük; ilk kez Empedokles`ce qullanılmıştı. Onun “evrenbilgisi”nde temel bir yeri olan “sevgi”ile “tiskinti”(nefret) qarşıtlığında; “neikos”un(kin; nefret) yıqıcı etkisinin qarşısına dengeleyici bir güç olaraq; oluşturucu; yapıcı bir ilke(prensip) olaraq philia qonmuştur. Aristoteles; “törebilim”(éthique \aḫlaq) öğretisinde; yaqşı yaşamın vazgeçilmez bir qoşulu(şartı) olaraq qoldaşlıq düşüncesine olduqça sıcaq baqmıştır. Ayrıca eski Yunan düşüncesinde; philia: düzgünlüğe; qoldaşlığa yaraşır bir ilişkiyi öne çıqararaq; içinde cinselliği de barındıran “eros”dan; tanrısal tinsel bir sevgi ile beslenen agape`den ayrılır.

Ek (۳)
Yetkin kişi (insan-i kamil) İslam Düşünce Öykünç`unde; mutasavviflerin ortaya qoyduğu “tanrı`da yoq olma” (fena-fi-lla) tasarımında; kişioğlunun varacağı son aşamayı nitelemek için qullanılmıştır. Varlığın Birliği öğretisine dayalı “yoq olma”(fena) tasarımına göre kişioğlunun ereği tanrı`yla “bir olmaq” insansal varlığını tanrı`nın aşqın(transcendant\müteal) varlığında eritmektir. Bu üç aşamalı sürecin birinci aşamasında tanrı`nın saltıq istenci (mutlaq iradesi) qarşısında kendi istencini yitiren kişioğlu; ikinci aşamaya geçtiğinde; tanrı ile arasında heç bir köstek(engel) qalmaz. Son aşamada ise; inanmış kişi tanrı sevgisiyle kendinden geçerek; içinde yaşadığı gerçekliği başqa bir gözle görür. Bu aşamada ortaya çıqan Yetkin Kişi istencinden sıyrılmış; tüm isteklerinden arınaraq; tinsel olğunluğa erişmiş kişidir. Saltıq tanrı`nın kişioğlunda ortaya çıqaraq; yeniden kendine dönmesi olaraq da değerlendirilen yetkin kişi; bu baqımdan tanrısal nitelikleri de kendinde taşımaqtadır.
Bundan başqa; mutasavviflere göre: evrendeki bütün varlıklar kişioğluna; kişioğlu da yetkin kişiye bağlıdır. Bu dedeyim özellikle “tanrı`da yoq olma” aşamasına ermiş olanlar için qullanılır.

Ek (۴):
Türüm (sudur\émanation) qavramı İsa sonrası ۲۰۵ ile ۲۷۰ yılları arasında yaşayan; ayrıca Yeni Platonculuğun qurucusu Plotinos`un; Yeni Platoncu metafiziğin qapsamlı bir açımlamasını sunduğu “Doquzluqlar=Ennads” başlıqlı yapıtında; çoq böyük ölçüde Platon; Pythagorasçılar ile İskenderiyeli Philon`un gizemci öğretilerine; özellikle de Platon`un “Timaios” söyleşim(diyalog)inde ortaya qoyduğu “tümtanrıcı metafizik”e dayanaraq oluşturduğu yarı felsefesel; yarı gizemci bir öğreti olaraq qaçınılmaz bir biçimde varolan her şeyin biricik aşqınsal grçeklikten çıqtığı; çoqluğun “Bir-lik”den türediği inancıdır. “Türümcülük” öğretisi; her şeyin türediği ilk nedeni yönlendiren bir istencin varolduğu görüşüne qarşı çıqmasıyla “yaratılış” öğretilerinden; ilk ilkenin hem nitelik; hem de nicelik baqımından değişmeden aynı qaldığını öne sürmesiyle de tüm acunu bir değişim(Tehavvul) süreci içerisinde qavrayan “evrimci”(tekamülcü) ögretilerden ayrılır (ayrntılı bilgi için baq! Felsefe Sözlüğü; y. ۱۴۷۲-۱۴۷۳-۴; Abdülbaki Güçlü; Erkan Uzun …).

Ek (۵):
Ağış(uruc) İslam felsefesinde varlığın döngüsel(sirculair\devri)liğine qullanılan iki temel qavramdan biri olan Uruc`un sözcük anlamı “yuqarı çıqmaq”; “yükselmek”; “ağmaq”dir. İslam düşünürleri bu qavramı tanrı`nın yuqarıda qonumlandırılmasına bağlı olaraq “tanrı`ya dönme” anlamında qullanmışlardır. İslam felsefesinin varlıq tasarımında; varliğin qaynağı olaraq tanrı görüldüğünden; varolanların hamısının tanrı`dan türediği anlayışı ireli sürülmektedir. Bu yanaşıma türüm deyilmektedir. Buna göre varlığın döngüselliği nedeniyle tanrı`dan türeyen(sudur eden) varlıq sonunda yeniden yine tanrı`ya dönecek; uruc edecektir.

Ek (۶):
Hulul(girme\sinme) başlıca; bir nesnenin başqa bir nesneye girmesi anlamına gelir. Tanrısal özütün(ruhun) kişioğluna girmesi anlamındadır. Özellikle tanrı`nın varlığında tümüyle yoq olan kişioğlu; onun varlığında varolur. Tanrı`nın kendisinin niteliklerinin yarattıqlarından birinde; ya da tümünde ortaya çıqması anlamındakı bu qavram; tasavvuf düşüncesinde Varlığın Birliği anlayışı çerçivesinde varolanların hamısmnın tanrı`nın varlığına gereksindiğini göstermek için qullanılmıştır. İbni Arabi`nin düşüncesinin temelini oluşturan bu anlayışa göre; kişioğlu yaratılmışların arasında en yüce(uca) varlıq olduğundan; tanrı gerçek anlamda kişioğlunda ortaya çıqar. Başqa bir deyişle kişioğlu tanrı`nın en yüce görünümüdür. Ayrıca “hulul” qavramından yararlananlar “tanrısal”(lahut) olanla; “insansal”(nasut) olanı qarıştırmaqla; bu biçimde bir tür tümtanrıcılığa yol açmaqla suçlanmışlardır.

Qaynaqlar :
Mevlana Celaleddin; Divan-i Kebir; Türkçe`ye çeviren: Şefik Can.
Mevlana Celaleddin; Mesnevi; Türkçe`ye çeviren: Şefik Can; ۶. Basqı Ötüten Neşriyat; İstanbul ۲۰۰۳.
Mevlana Celaleddin: Hayatı; Felsefesi; Eserlerinden Seçmeler; A. Gölpınarlı üçüncü basqı; İstanbul ۱۹۵۹.
İslamın Mistik Boyutları; Annemarie Schimmel; Tükçe`ye çeviren: Ergun Kocabıyık; kabalcı yayınevi; Birinci Baskı İstanbul ۲۰۰۱.
Tasavvuf ve Tarikatlar; Selçuk Eraydın; M. Ü. İ. F. V yayınları nu. ۸۲; ۴. Baskı İstanbul ۱۹۹۴.
Başlangıcından Günümüze Kadar Büyük Türk Klasikleri; Birinci Cilt; Bican Ercilasun; Fahir İz; Günay Kut; Nevzat Kösoğlu; Birinci Basqı ۲۰۰۴ İstanbul.
Felsef Ansiklopedisi; Orhan Hançerlioğlu; Remzi Kitabevi; ۳. Baskı; İstanbul ۲۰۰۰.
Felsef Sözlüğü; Ahmet Cevizci; Pradigma Yayınevi ۶. Baskı; İstanbul ۲۰۰۶.
Felsef Sözlüğü; Abdülbaki Güçlü; Erkan Uzun; Serkan Uzun; Ümit Hüsrev Yolsal; Bilim ve Sanat Yayınları; İkinci Basım ۲۰۰۳ Ankara.
Büyük Fransizca-Türkçe Sözcük; Thsin Saraç; Adam Yayınları; ۱۰. Basım İstanbul ۲۰۰۲
Vocabulaire technique et critique de la philos
ophie; André Lalqnde; ۲ édition Puf ۲۰۰۶ Paris.

بؤلمه لر: ادبیات, دوشونجه، فلسفه و تنقید |

بیر گؤروش یازی: “Mevlana Celaleddin`inYaşmı ile Düşünce Biçimi Üzerine/ Süleymanoğlu”

  1. آيتاش تبريزلي دئییر:
    دوندوران ۴-ي, ۱۳۸۸ چاغ ۷:۴۱ گ.ؤ

    http://azdemokrasi.blogfa.com/post-۶۳.aspx

گؤروشلر